Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/ftugrul/kuantumsezgi.com/public_html/wp-content/plugins/contact-form-by-supsystic/modules/supsystic_promo/mod.php on line 518

Warning: session_start(): Cannot start session when headers already sent in /home/ftugrul/kuantumsezgi.com/public_html/wp-content/plugins/wcp-openweather/agp-core/classes/persistence/session/Agp_SessionAbstract.class.php on line 10

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/ftugrul/kuantumsezgi.com/public_html/wp-content/plugins/contact-form-by-supsystic/modules/supsystic_promo/mod.php:518) in /home/ftugrul/kuantumsezgi.com/public_html/wp-content/plugins/wcp-openweather/classes/UserOptions.class.php on line 90
MECAZİ HAYATLAR… « Kuantum Sezgi

Bu Sayımızdaki Makaleler:

MECAZİ HAYATLAR…

Bazı evler vardır, öylece doldurulmuş, bir çok eşyanın anlamsız sözcükler gibi yan yana dizildiği…Niye aldığınızı bile hatırlamadığınız, tozunu aldıkça daha çok sizin olmuş ve artık parçanız haline gelmiş eşyaların dedikodu yaptığı … Oysa, söz büyüdür… Söz , büyük bir değişimin işaretidir. Söz, bazen bir başlangıç, bazen bir bitiştir. Fakat onu bir başlangıcın mimarı yapmak elimizdedir.

Sizi yaşamınızın kıymetli sözleri olan eşyalarınıza bakmaya ve tüm yaşamınızı dönüştürecek bir yenilenmeye davet ediyorum. Bir dağ satın almanızı ya da bir ülke fethetmenizi istemiyorum. Yapabileceklerinizin en kolayını, bir gece yada gündüz evinize döndüğünüzde tüm dürüstlüğünüz ile yaşamınızı değerlendirmenizi rica ediyorum. Sahip olduğunuzu düşündüğünüz yada sizin adınıza öyle olduğunuzu düşünerek yakıştırdıkları eşyalarınızı lütfen bu yazıyı okuduktan sonra inceleyin.

Sevgi, nefret, kin, bağlılık, mecburiyet, kırgınlık, aşk, mutluluk, huzur…hayatınızda pek çok duygunuza karşılık gelen pek çok eşya ile yaşıyorsunuz. Kendinize yakından bakın. Dürüstçe.Hayatınızı kendinize tarif edin. Kimsiniz bir bakın. Sizinle duvar aralarındaki bu anlamlı boşluğu paylaşan tüm eşyalar gerçekten arzu ettikleriniz mi ?. Sizi siz yaptığına inandığınız tüm kalıpları üzerinizden attığınızda da onlar oradalar mı ? Kültürünüzün, uygarlığınızın, çevrenizin size layık ya da yakın gördüğü tüm saptama ve yakıştırmalardan sıyrılın.

Patron musunuz ?…Bırakın biraz patron olmayı…

Ünlü birinin torunu musunuz ? Bırakın ünü ve hakkınızda söylenenleri …

Yaşlı yada engelli misiniz ? Bırakın yılların tüm yorgunluk ve zorluklarına karşı yıpranmış bastonlarını kapının dışında….

Önemli kararlar alıyor ve titrinizi korumak için çok çalışıyorsunuz, ama az sonra yatağa herkes kadar yorgun gireceksiniz. Bırakın tüm yakıştırmaları ve dürüstçe kendinize sorun …Bu ev, bu boş duvarlar aralığındaki tüm benim için olanlar, tüm satın aldıklarım, tüm sonradan edindiklerim ve tüm bu şekilde olmakta ısrar edenler, hepiniz ne kadar benimsiniz?

Hayatımız duraklar olmadan , bir sahip olmak yarışıdır gidiyor. Dolaplar içleri bizlere belki de asla lazım olmayacak endişelerin ürünleri ile dolu…Ya lazım olurlarsa !. Kredi kartlarımız onları satın aldığımız endişeler üzerinden aylar geçmesine rağmen hala onların bedelleri ile dolu. Yarın ya da öbür gün, daha önceki günlerin endişelerine yenilerini ekleyip, biraz daha alacaksınız. Biraz durmak istemez misiniz ? 4 duvarı bir araya getiren en önemli sebeplerden biri olan korunma iç güdüsü ortaya çıkalı gerçekten çok uzun bir zaman oldu ve duvarları modalara feda edeli, kalbimize aykırı yaşamlar kurmaya başlayalı çok zaman oldu. Belki de asla hoşlanmadığınız bir rengin tatsız titreşimleri ile yaşıyorsunuz. Maddi kaynaklarınız yettiği kadarını aldınız, tam istediğiniz gibi olmadı ya da az kaldı. Eviniz tarafından sahipleniliyor musunuz. Yanlış renkler, istemediğiniz pahalı eşyalar, hediye edilmiş depolarda bekleyen objeler, giyilmemiş giysiler, gözünüzü alan aydınlatmalar, keyifsiz çay fincanları hayatınızdalar mı hala ?.

Her gün bir başka kabilenin reisi ile savaşmak zorunda kalmadan evinize dönüyorsunuz. Ama her gün pek çok kabile reisi ile savaşmak için evden çıkıyorsunuz. Eviniz dışarıdaki dünya ile kalkan olabiliyor mu aranızda. Günün geceye kavuştuğu saatlerde sizde sessizliğin keyfini çıkarabilecek kadar evinizin kucağına kendinizi atabiliyor musunuz. Ve sizi kucaklayabiliyor mu ? Evinizin size karşı olan nezaketini sorgulayın. O zaman hayatın size ne kadar nazik olduğunuzu göreceksiniz.

Verdiğiniz kadar alabileceğiniz gerçeği ile karşılaşacaksınız. Mutfağınızın dağınıklığı, asla düzelemeyen sifonların tamirsiz geçen gürültülü geceleri, cızırtılı ve iletişimleri kesen telefon hatlarınız olmasa da hayatınızda, yakından baktığınızda sizin için çok önemli olduğunu düşündüğünüz pek çok objeyi yalnızlığa ve ilgisizliğe terk etmiş olabilirsiniz. Onları gördüğünüzde hayatın sizi terk ettiği sahneleri de görebileceksiniz. Yaşamınızın hangi alanında bir eksiklik, ve verimsizlik görüyorsanız ve hangi alanında bir türlü olmasını istediğiniz zirveye ulaşamadığınızı düşünüyorsanız, bunu ifade eden tüm eşya ve odalarınıza bakın evlerinizde.Sahip olduklarınızın neden hala sizin ile birlikte olduklarını sorgulayın. Belki de çoktan kalbiniz onları terk etti ama onları hayatınızdan atmadınız.

Evinizdeki gücü ele geçirmek için sarfettiğiniz tüm çabalar, yaşamdaki gücünüzü de arttıracaktır. Hala annenizin yada babaannenizin endişeleri ile mi dolu tavsiyeleriniz. Dürüst olun kendinize, hayatınızın hakimi misiniz ?..Bu soruya en az hata ile yanıt verenler , evlerinin mecazi eşyalarının gerçek anlamlarına sahip olacaklar. Ve kalan hayatlarının. Yarını, ilk gün ve tertemiz bir gün ve hiç birşey olmamış gibi bir gün olarak yaşamayı başarmanın mümkün olduğuna inanmalı ve hem şimdi ‘ yi dönüştürmelisiniz. Tüm düşünce kalıplarınız, çoktan artık anlam veremediğiniz pek çok eşyaya dönüştü bile ve çoktan kredi kartlarınızı doldurdu.

Siz bunları düşünürken hala onları ödüyorsunuz. Beklentilerinizin arasında dolaşıyorsunuz, terliklerinizle. Belki az önce ayağınızı bir tanesine çarptınız. Belki yarın içlerinden birini giyip işe gideceksiniz. Yaşamın amacını hatırlatmalısınız kendinize. Yalnızca size ait olan amacı. Tüm söylenenlerin, yapılması gerekliliklerin arasında size ayrılmış ve hep kalacak olan yere sahip olarak kendinize dönmelisiniz. Şimdi bu yazıyı okurken üzerinizdeki giysinize bir bakın. Kışın henüz bizi yeterince giydiremediği çıplak teninize ve daha derininize inin. Kalbinizin giysilerini soyun. Ve ona tüm çıplaklığı ile sorun hayatınızın ne kadarına sahipsiniz. Ve evinize dönüp açın gözlerinizi , bu eşyalar sizin mi, yoksa onlar mı sizin sahibiniz ? Her eşyanın yanına gidip tek tek seslenin. Kalbinizin servetini arttırmayı başarabilmişler mi ? Mecazi anlamı ne imiş eşyalarınızın, bir de onlara sorun. Böylece onların simgesi olduğu her şeyin ne kadar parçası olduğunuzu göreceksiniz.

Dışarı attığınız her adımın, gizli bir ip ile nasıl da her birine bağlı olduğunu.Yarattığınız ve parçanız olmasını arzuladığınız her şeyin nasıl da ta kendisi olduğunuzu…! Açlık ile tokluk arasındaki farkı ancak aç iken anlayabilirsiniz. Tok iken her zaman acıkacak keyfi bir mesafeniz bulunur. Ancak açlık , giderilmedikçe giderek insanı çileden çıkaran ve güçten düşüren bir düşman haline gelir. Evlerimizdeki mutluluğumuz, Feng Shui ‘ den sonra yaratacağımız değişim , onu yaratmadan fark edilmeyecek, giderilmesi gerekli bir huzur ve mutluluk açlığıdır. Evinizdeki gürültüyü hafife almayın.

Funda CEYHAN

 

Leave a Reply